4 Kasım 2020 Çarşamba

 



                             


                                      Düşen yapraklar misalidir bir yaşam döngüsü 



Her mevsimin kendine göre bir güzelliği vardır.. Ama ben en çok ilkbaharı severim.. Ancak yine de şu son günlerde ağaçların geçirdikleri mevsimsel dönüşümle birlikte doğanın güzellikleri yeniden gözüme çarpmaya başlıyor sanki.. Yeniden içimde en hoş duyguları bana yaşatırcasına bir coşkunluk hissettiriyor bu kez bu mevsim bana..   Kocaman ağaçların , uzun bir yazın sonunda kimi yerde sararan, kimi yerde kırmızıya, kahveye çalan renklerine baktığımda doğanın muhteşemliğine bir kez daha hayran kalmadan geçemiyorum. Bazen pencereden sokağı seyrettiğim oluyor. Karşımıza düşen  yol üzerinde , bundan bir kaç yıl evvel dikilmiş küçücük fidanların yavaş yavaş boy attıklarını görüyorum. Her geçen sene gelişen gövdelerinden büyüyen serpilen dallardaki yaprakların etrafa gittikçe daha fazla renk katmaya başladıklarını fark ediyorum . Kısa bir süre sonra yapraklar dökülünce etraftaki kocaman ağaçlar çırılçıplak kalacaklar. Gelecek bahara kadar.   O zaman kendime üzülme sadece bir kaç ay sonra yapraklar.yeniden doğacak diyeceğim ..


Hayat sonuçta  bir dönüşümden ibaret  değil mi?

Neyse, daha düne kadar devam eden yaz günlerinin ardından ilk yağmurlar yağdı buralara..

Sonbahar artık yavaş yavaş kapımızı çalıyor bizim de..

Avrupa'ya ise buradan çok daha evvel  geldi sonbahar .. Paltolar, kaşkollar çoktan dolaplardan, çekmecelerden çıkıp boyunlara sarındılar..

Geçen gün ağbim anlatıyordu , Madrid'teki sonbahar atmosferinin büyüsünü..

Ama nedir ki bütün bu büyüyü, bu güzellikleri hep gölgeleyen bir şeyler var şu son sene, bizi 2021'e doğru götüren şu son aylar..

Bir taraftan devam eden Corona ve yeniden kapatılan şehirler var yeniden, ve tüm dünya'da ekonomik  durgunluk söz konusu.. Kapattıkça duran tüketim, durdukça duran üretim..yavaşlayan hayat..işlerini umutlarını kaybeden kitleler var her yerde..

Ekonomi çemberi ağır bir döngüye girdi.. Hastalıksa hala ortalıkta dolaşıyor .. İnsanlar ise yaşamaya devam etmek istiyor artık.

Gençlerdeyse tam bir başıboşluk , bir herşeyi oluruna bırakmışlık hali var ..Onlar artık kimseyi dinlemek istemiyorlar...  okullarına, üniversitelerine, işlerine, normal hayatlarına dönmek istiyorlar.. Yaşamayı, eğlenmeyi, arkadaşlık yapmayı, yeni insanlar tanımayı özlediler.. Diskoteklere gitmek, yeniden dans etmek , pub'larda kız tavlamak , sinemada yeniden film izlemek  istiyorlar..

Bu yıl, okumayı öğrenmeyi becerememiş çocuklar var,  Corona yüzünden bunalıma giren insanlar ve sağlıklarını kaybedenler...

Bir de ABD'de  tarihin en karmaşık, en zorlu, en endişe verici ve en şiddet olaylarını getireceğinden korkulan seçimlerinin gerginliği var şimdi..

.Bütün bunlar inanılmaz gibi..

Ve tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de yeniden başını kaldıran terör var .

Bir gün Paris'te, ertesi gün Nice'te..şimdi de Viyana'da!

..

Tılsımlı bir Viyana gecesinde , iyice serinleyen havaya rağmen, sonbaharı bitirip birazdan kışa girecek Avusturya başkentinin cafe'lerini kimi pub'larını dolduran gençleri gördüm televizyon'da..tam karantina öncesinde..

Oturdukları bistro'nun corona'ya rağmen o kalabalık denebilecek ortamında,  ellerinde hafif bir içki olduğu halde ettikleri sohbetin, paylaştıkları dakikaların tadını çıkaran insanların aklına en son gelecek şeydi mutlaka meydanda onların hiç yere canlarını almak için yemin etmiş teröristlerin dolaşıyor olabilecekleri..  Avrupa kültürünün  karşısında duran kimi dinci radikallerin hedeflerinde olduklarını nerden bilebilirlerdi..

Çünkü kimi insanlar için  yasak ve günah olan tüm olguların  bir dışavurumu bu insanlar.. Alkolün, serbest bir kadın-erkek ilişkisinin , liberal seksin, ve onlara ters düşen tüm şeylerin açığa vurumu bu karşıda oturan gençler..

Liberalizmin, özgür düşüncenin ve hayatın , yüksek gelir ve yaşam seviyesinin , kısaca bazılarının sahip olmadığı herşeyin sahibi bir topluma karşı beslenen düşmanlık bu..

Kafalarındaki  tüm günahları temsil ediyor bu insanlar...

Üzerlerinde üniforma benzeri  beyaz tulumları ve ellerinde taşıdıkları silahları..Her biri insanlık düşmanı yaratıklar .. O karanlık sakallarıyla örtülü yüzleri... etrafta bir oraya bir buraya koşarken, önlerine gelene sıktıkları kurşunlarla etrafa dehşet saçmaya başladıkları ana  dek  Viyana sokaklarında insanlar mutlu görünüyorlardı...

Geçen gece Avrupa'nın orta yerinde yeniden terör eserken önce belki de bu kez Neo-nazilerdir dedim..

Almanya'da 2019'da Kipur günü sinagog'a girmek istemişti  bir neonazı.. Sinagog'a girmeyi başaramayınca dışarıda önüne gelene ateş etmişti..

Bir tarafta  Irkçı partinin yeterince destek bulduğu bir zemin burası . Ancak  diğer tarafta, sanat ve müzikte dünya'da en önde gelen şehirlerden birinde hayatını normal bir şekilde götürmekten başka hiç bir amacı olmayanlarla, genç insanlarla dolu. modern , güzel bir şehir..


Son yıllarda farklı türden radikal akımlar, normal gibi görünen toplumların içinde ortaya çıkıp gelişiyor ilerliyorlar..

Konuşma ve fikir özgürlüğü adına bir çok zararlı akımlara  göz yumuluyor..

Bazen Belçika'da , bazen Avusturya'da kimi zamanlar da  kuzey Avrupa'da antisemitik sloganlar atılan festivaller düzenleniyor.. Yine aynı festivallerde  dazlakların verdikleri nazi selami yine demokrasinin bir parçası olarak kabul ediliyor. Toplumu zehirlemeye devam eden bir çok söylevler kimseyi korkutmuyor. Bir başka taraftaysa bu kez de dini özgürlük adına camilerde yaşadıkları ülke insanına karşı örgütlenerek cihad için müminlerini birleşmeğe çağıran imamların vaazlerine ve  böylesi imamların taraftarlarına da ses çıkarılmıyor.

Biri diğerini boğazlamak istiyor.

2020 sonbaharında dünya'da yaşanan karmaşa, insanlığı nereye sürükler bilinmez. Corona'yla şimdilik devam eden hayat , Covid-19'un getirdiği ekonomik krizle iyice değişen dünya koşulları, uluslararası ilişkiler, yepyeni müttefiklerle, ortadoğu'da , Avrupa'da değişen stratejik dengeler ,   radikal islamın şeriat kavgasının getireceği ırkçı akımların zamanla Avrupa'yı tamamen değiştirecek yeni oluşumların sebebi olabileceği gerçeği..

Karşımdaki ağaçlarda sararan  yapraklar misali herşey... .bahar gelince yeniden açacak çiçekler gibi de ayrıca...Tarih te hep tekerrür yani tekrarlardan ibaret.. Bazen inişler, bazen çıkışlar, doğanın vazgeçilmez kuralı. İnsanlar, toplumlar ve devletler için de geçerli bir kural bu.. Yaşam sürdükçe dünyamız da bu farklı iniş ve çıkışları yaşamak durumunda.. Bu kuralın adı da bence ,  yaşam döngüsü!!!



Batya R. GALANTI


2 Kasım 2020 Pazartesi

Radikalizm'e karşı durmak

Üniversitenin son sınıfında iken, Hürriyet gazetesinde staj yapmıştım. Her gün Cağaloğlu'na çıkan yokuşu tırmanırken içimde büyük bir heyecan olurdu. Gazetenin sanat ve edebiyat ekinde küçücük bir köşede bir kaç makale yazma şansı verilmişti biz üç gence.   Eski bir binanın bilmem kaçıncı katında son derece dağınık bir büroda geçirdiğimiz bir kaç aydı bu. Edebiyat üzerine yazılarıyla ünlü olan Doğan Hızlan'ın bürosunun yanındaki karmakarışık masaların  üzerinde kendi çapımızda bir şeyler yapmaya çalıştığımız günlerdi o günler..

İşte Hürriyet Gazetesinin bürolarına gidip gelirken, bazen uzun bir günün sonunda hep birlikte , eve dönüş için indiğimiz Cağaloğlu yokuşu üzerinde sohbet etmek imkanı bulduğum iki genci hatırlarım.

Bir tanesi, kendini amamen okumaya adamış, ciddi ve bir o kadar akıllı, entellektüel denebilecek bir genç kızdı. Bana sürekli, siz yahudiler çok bilgili insanlarsınız deyip duruyordu.  Bir gün gazetenin asansöründeyken  bana; " Hep merak ederim nasıl olurda bunca bilim adamı, düşünür ve ilim insanı çıkarabilmişsiniz siz? Nedeni nedir? "  diye sormuştu . Bense çok alelade bir insan olarak, sorduğu soru  ve bize gösterdiği özel hayranlık  karşısında tuhaf bir mahçubiyet hissedrken o an ona ne diyeceğimi pek bilemediğimi anımsıyorum.  Yahudiler hakkında pek övgüler almaya alışkın değildim belki de.

Bir defasında da diğer genç çocukla yine aynı yokuşu inerken bana çok dostane bir şekilde konuşmaya başlamıştı o da. Ne göreyim o da Yahudileri sevdiğini söylüyor bana.  Bu iki insandan birden böylesi bir ilgi yağmuru bana ilginç gelmeye başlamıştı..

Bu genç çocuğun bize olan ilgisi ise, ilim, edebiyet, kültür ve yahudilerin başarısı üzerinden falan değildi.  Bu çocuğun ilgisi bambaşka şeylerden geliyordu. Onun ilgisi daha çok dini motiflerle alakalıydı. İnanç ve kimi sosyal motifler, ikimizin ortak azınlık statümüzle alakalıydı daha çok. Ve Türkiye'de geçirdiğimiz tarihi geçmişimiz ve kendince ait olduğu toplum ve grupla bizler yani bir diger azınlıkla kimi açılardan özdeşleştirmiş oluşuyla alakalı bir ilgiydi bu..

Kısaca bu genç çocuk aleviydi..

O güne dek, hayatımda bir kaç alevi tanımıştım ve onların genel olarak sünnilerden çok farklı olduklarını biliyordum. Bu genç çocuksa bana Alevilikle Yahudilik arasında bir yakınlık olduğunu söylemişti. Sanırım bu yakınlık dini temellerimizdeki benzerliklerden çok, Alevilerin yahudiler gibi yaşadıkları toplum içinde azınlık olarak ezilmiş ve ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmüş olmalarıyla ilgiliydi..

Aleviler,  cami yerine cem evlerinde kadınlı erkekli ibadet şekilleriyle, daha liberal düşünüş ve felsefeleriyle ve yine daha açık bir giyim tarzıyle sünniliğe göre daha modern bir İslam anlayışıyla ortaya çıkan bir mezhepti. Ve ben keşke Aleviliği tüm müslüman dünyasına yayabilselerdi diye düşünürüm hep..

İşte bu daha ılımlı, daha serbest, daha açık mantaliteleri yüzünden,  yüzde sekseni sünni olan bir ülke'de Türkler bu insanları sapkın olarak nitelemeye kadar vardırmışlardı ayrımcılıklarını.  Bugünse sanırım, laik ve modern bir çok Türk Aleviliğe çok daha olumlu gözlerle bakmaktalar!!

.......................

Geçtiğimiz günlerde birisi bana Taksim'in son görüntülerini gönderdi,

Taksimin orta yerinde dikilmiş kocaman bir camiyle beraber ortaya çıkan yepyeni bir İstanbul, yepyeni bir Türkiye insanı yeniden şaşırtıyor.


O bildiğim şehir merkezini tanınması zor bir atmosfere sokmuşlar. Atatürkçülüğün, laikliğin islamın gölgesinde bırakıldığı bir Taksim yaratılmış.

Amaç belli.. Atatürk Kültür Merkezini kapatan İslamcı akımın, yine Taksim'in orta yerindeki Atatürk Anıtını yıkmadan da bertaraf edebileceğini bilen karanlık düşüncenin modern Türkiye'yi artık sonuna kadar  gömdüğü günleri yaşıyoruz .

Cami'yi gördüğümde ilk anda burayı Eminönü zannettim.. Aya Sofya benzeri kubbenin çevresindeki pencereler ve her köşeye dikilen minarelerle yine o bilindik, klasik bir Bizans Kilisesi taklidi bir yapıyla, Osmanlı mimarisi karışımının çirkin bir örneği olmuş fikrimce..

Yıllardır gördükleri saltanat rüyalarının gerçeğe dönüşümü , bir başka dışa vurumu gibi orta yerdeki camisiyle yeni Taksim!  Kendisini yakında Halife ilan ederse Erdoğan, şaşırmamak lazım. Hedefte bu görünüyor.

Bundan bir iki yıl evvel, İstanbul'un en yüksek tepesine diktiği, Sultanahmet benzeri, devasa büyüklükteki Çamlıca Cami'ni de  acaba hangi zaferinin üzerine, hangi ganimetlerle inşa ettirmiş Sultan Tayyip Erdoğan?

Müslüman Kardeşlerin, İran ve tüm radikal islamistlerin en yakın dostu olan Erdoğan'ı Araplar bile reddederken,  kendisi Batı'ya karşı radikal İslami kışkırtarak sadece Laik Türkiye'yi yıkmakla kalmak istemediğini gösteriyor. Adamın amacı Halifelik kurmak. Elinden geldiğince Batı'yla sorunu olan tüm radikalleri kendi safhında toplayarak Batı'ya, medeniyete ve önüne çıkan herkese karşı durarak İslam bayrağını liderliğinde en tepelere dikmeği hayal ediyor. .

Erdoğan dün sözde Nice şehrindeki dehşet cinayeti kınamış.

İnsanların kafalarını kesmeye meraklı radikallere dur dediği için Macron'a mental durumunun iyi olmadığını söyleyen gerçek ruh hastası Türk diktatör , ne Avrupa'dan ne de aydın dünyadan artık gerçek yüzünü ve hedefinin ne olduğunu saklamıyor.

Avrupa'da radikal islam son senelerde gittikçe daha derin kökler salmaya devam ederken, düşünce özgürlüğüne karşı ekstrem akımların oluşturduğu tehtid her geçen gün başta Fransa olmak üzere, İngiltere'de , Almanya'da oturmuş sistemi yıkmak için örgütlenirken, yeni yepyeni uyanmaya başlayan yönetimlerin " Radikal İslamcıların" odaklandığı noktaları  belirleyip onlara karşı daha etkin bir savaş yapmaya hazırlanmaları Erdoğan'ı sinirlendirmişe benziyor.

Bu savaşa karşı kendisi savaşla cevap veriyor.

Yıllar evvel Mavi Marmara'yı  içine doldurduğu İslamcı yobazlarla Israel kıyılarına gönderdiğinde tek amacı vardı, iki ülke arasında husumet yaratarak Israel'e karşı yürütmek istediği din ve kudret savaşını başlatmaktı. Şimdi Avrupa'ya karşı da savaş açtı!

Erdoğan'ın , Türkiye'de seneler evvel başlattığı  İslami devrim bir günden diğerine olmadığı için insanlar hala daha eskiye dönüş hayalleri kuruyorlar. Hala modern Türk insanı Atatürkçü Türkiye hayallerindedirler. Ama onlar yıllar süren bir İslami devrim içinde olduklarını görmüyorlar hala..

Erdoğan , bunun için gereken tüm zemini seneler içinde hazırlamış görünüyor .Türkiye'nin bu devrimi tamamlamasına çok fazla bir şey kalmamıştır.

Her gün kapattığı okullar yerine, açtığı medreseler, her gün diktiği yeni camiler, bilgisiz, örümcek beyinli yeni Erdoğan köleleri yaratmak için senelerdir planlanan bir çok şeyin adım adım yürürlüğe girişini görmemek demek kör olmak demektir.

Senelerdir, tüm resmi kurumları , devletin her mercisini istediği şekle sokmuştur.. Laik Türkiye'den geride sadece kimi kırıntılar kalmıştır bugün. Erdoğan'ın tek amacı sadece Türkiye'de değil, gücünü , etkisini tüm dünyaya yaymaktır. Dünyanın dört bir yanında , devletin bütçesinden, kurum ve özel yatırımların destekleriyle inşa ettirdiği camilerle, okullar ve derneklerle radikal, politik islami her kıtaya yaymaya çalışıyor ve kendi denetimi altında radikalleri birleştirmeye çalışıyor.

Geçtiğimiz hafta halka yaptığı konuşmalarında müslümanları Fransız mallarını boykota çağıran kendi değilmiş gibi bir gün sonra belki de Erdoğan'ı konuşmalarının alevlendirdiği bir radikalin gerçekleştirdiği katliamı utanmadan kınamıştır.

Bir karikatüre karşı durmanın çok farklı yolları olabileceğini bilmeyen radikalleri durdurmanın yolu nedir peki? Sosyal Medya'da okuduğum yorumlarda sık sık, Peygamberimize laf uzatırsanız sonunuz kötü olur gibilerinden yorumlar nedir peki? Kimileri kendilerini sözle, karikatürle ifade edebilecek donanıma sahiptir.. Bir diğerleri söze karşılık bıçakla kafa kesmeyi bilir.


Bir kez oturup, dışarıya sokaklara çıkıp sizin düşüncenize karşılık söyleyeceklerimiz var deseler ..Madem barış dinidir dinleri, barış ve huzurla düşündüklerini ifade etseler. İsyanlarını çizseler.. Karşı çıkmak herkesin hakkı. Adam gibi , kitaplarla, makalelerle, demeçlerle, yine karikatürler ve sokak gösterileriyle kendi dinlerini savunsunlar onlar da! Buna kim ne diyebilir? Fransızlarin Avrupalılarn sizden tek beklentisi bu değil mi?  Birisi size karşı ters gelen bir şey söyledi diye onu öldürmeye kalkarsa bir diğeri..Sorun sadece sokağa çıkıp kafayı kesecek kadar gözü dönmüşlerde değil....

Karşıdan bakıp, " Sizin düşünceniz, sizin fikirlriniz buna neden oldu" diyenler varsa, bu tip olaylara  bu çizgide, bu fikirde ve düşüncede durumlara manen destek verenler  varsa. bu insanlara daha çok dikkat etmek gerekir

Belki de problemin temeline inip anlamak gereki, Dünya uzun süredir kimi gelişmelere karşı ayakta uyudu. Ilımlı, kardeşçe ve genellemeye girmeden , bildiğimiz yolda hareket etmek güzel fakat arada başkalarını kendileri gibi düşünmedikleri için ölümü hakkettiklerine inanlara  dikkat edip , insanların radikal düşüncelerine karşı neler yapılabileceğine karşılık tedbirler almak ta önemli..

Yoksa o yaşadığınızı zannetiğiniz hayal dünyanız bir gün gözünüzün önünde yıkılabilir!!




Batya R. GALANTI







28 Ekim 2020 Çarşamba

St Valentine's yaklaşırken, geçmiş aylarda paylaştığım anlamlı ve gerçek bir aşk hikayesi....

 


                              

                                         Kimi aşk hikayeleri sıradışıdırlar...


Seneler önce bir psikoloğun konuştuğumuz bir konu üzerine verdiği bir örneği unutmam..

Bana; "Şimdi şu caddede bir hadise meydana geldiğini varsayalım, ve bu olaya on kişi tanıklık etsin.. bu on kişiden her birinin meydana gelen olayı algılayış ve sindiriş şekilleri birbirinden farklı olacaktır.. demişti.  Yani her insan hayatı, olayları, durumları, insanları ve insan  ilişkilerini farklı algılıyor farklı yaşıyor.. ve sonuçta farklı tepki veriyor..

Hepimizin kendimize göre bir dna'miz var.. Bu dna sadece bizim esmer ya da sarışın olmamızın sebebi değildir, genlerimiz sadece fiziksel ve bedensel olarak bizim ne olduğumuzu ya da olacağımızı belirlemiyor,  karakterimizi de büyük oranda çiziyor.

Bununla birlikte çevresel etmenlerle  birlikte yaşadığımız olayların da üzerimizde direk ya da endirek etkileri yine bizi biz yapan etmenler..

Son bir aydır, arada bir  You Tube üzerinden seyrettiğim bir fransızca program var.

Hayatlarının belli bir yerinde  yaşadıkları bir bozgunluk ve istenmeyen bir ayrılık sonunda senelerce konuşmadıkları insanları arayıp buldukları, bazen yirmi senedir görmedikleri kardeşlerini, bazen unutamadıkları sevgililerine seneler sonra geri dönmek için başvurdukleri bir program bu..

Bu programı izlerken, aklıma geçmişte o psikoloğun bana verdiği  örnek geliyor.

Herhangi bir olay karşısında verdiğimiz tepkilerin kişiden  kişiye değiştiği örneğini bu programı izlerken anımsıyorum  .

Kardeşini kaybettikten sonra yıllarca acı çekmiş bir genç kadına karşılık,  program yapımcıları tarafından aranıp bulunan kardeşin bazen ne kadar daha serinkanlı ve mesafeli kalabildiğini görebiliyor insan.. Birinin yaşadığı büyük psikolojik travmaya, sarsıntıya, özleme ve kimi belki suçluluk duygularına karşılık diğer taraf kendi hayatına daha sorunsuz, daha rahat devam edebilmiş görünüyor..

Bir ayrılığın bir tarafın hayatını tamamen olumsuz etkilerken bir diğerinin kaldığı yerden neredeyse hiç bir şey olmamış gibi devam etmiş olduğunu görebiliyorsunuz..

Bu program'da en ilginç örneklerden biri de, kimi insanların yaşadıkları tek taraflı büyük aşklar oluyor. Çocukluklarında, gençliklerinde yaşadıkları kimi sevgileri uzun senelerden sonra unutamamış kimi insanların karşılarına sevdikleri kişiyi getirdiklerinde bazen karşı taraf onları hatırlamıyabiliyorlar bile.. Bu ne kadar üzücü bir şey.. Kimilerinin kalplerinde taht kurmuş insanların onları hatırlamakta bile zorlanmaları üzücü..

Bazı insanların ilk görüşte aşık oldukları kişilerin onları hiç farketmemiş olabilmeleri de ayrı bir durum..

Elli yıl aradan sonra aşık olduğu güzel genç kızı arayan seksen yaşındaki adamın hala daha yüreğinde taşıdığı o sevgiden aslında geriye bir şey kalmadığını izlerken şahit olduğunuz hayalkırıklığı ..

Bir taraf için o güzel yüz hayat boyu zihninden silinmemişken,  programa getirilen kadının , tüm anlattıklarına ve yaşadıkları şeylerden verdiği örneklere rağmen karşısında artık aynı olmayan o insanı  hiç anımsamaması...

Genç bir kadın aylar önce trende tanıştığı erkeğe deli gibi aşık olup, milyonların karşısında aşkını ilan etmek için onu programa getirtebilirken adamsa onu hatırlamak için dakikalarca kafasını yormak zorunda kalabiliyor

Tüm bu örneklerden sonra geçen sene Israel televizyonu'nda izlediğim , gerçek ve çok güzel bir aşk hikayesi geldi aklıma...

Israel'de gencin, bir Kibbutznik'ken  ( Kibutzlu ) hayran olduğu  güzel mankeni uzun senelerden sonra Amerika'da buluş hikayesiydi bu..

Kimi aşk hikayeleri sıradışıdırlar. Kimi aşk hikayeleri kimsenin aklına gelmeyecek türden olurlar. Kimi aşk hikayeleri romanlara , filmlere konu olabilecek türdendirler. Ve sıradışı olan aşk hikayelerinin güzel sonla sonuçlanmaları da bir o kadar ender ve heyecan vericidir..


Bu Kibutznik gencin daha on yedi yaşında iken ilk kez gazetede rastladığı resmine aşık olduğu manken kızla bir gün hayatını güzel bir sonla bağlayabileceği kimin aklına gelirdi acaba? 

Hiç tanımadığı bir genç kıza duyduğu hislerin,  o erkeğin seneler sonra bile duygularının,  peşinden koşabilecek kadar yoğun yaşanmış olması ne kadar sık rastlanır türden bir örnektir bilmiyorum..

Israel'de ünlü bir manken olduktan sonra,  bir süre yine modellik yapmak için Amerika'ya yerleştiğinde tanıştığı bir doktorla evlenip  oraya yerleştikten sonra, kendisini her daim hor gördüğünü söylediği  kocasıyla yaşadığı mutsuz yıllara rağmen, kocasının vefaat ettiği güne dek ondan ayrılmayan bir kadın bu..

Kibutzlu genç adam da aynı yıllarda yine doktor olarak Amerika'ya yerleşip, o da aşık olduğu manken kadının bulunduğu yere uzak olmayan bir şehirde bir aile kurmuş.. 

Eşinden ayrıldıktan uzun bir zaman sonra bir gün arabasıyla giderken radyo'da tesadüfen bir röportaj duymuş. Röportaj'da gençliğinde hayran olduğu mankenin adını duyunca ne yapıp ne edip telefon numarasına ulaşmış..

Belki otuz yıl aradan sonra, ilk kez hayran olduğu kadınla telefon'da konuştuğunda  onu hiç tanımayan kadın tabii onu reddetmiş. Ama o hiç usanmamış.. Onu bir kaç kez daha ısrarla arayıp onunla sadece bir kez tanışmak için bir şans istemiş..

Yıllarca kocası tarafından hor görülmüş olan kadın telefondaki ısrarcı sesin kendine özgü tatlı ifadesiyle, yalvarışına karşılık sonunda birden neden olmasın deyivermiş !!

İşte deyiş o deyiş!!

Son onbeş yıldır Haifa'nın eteklerinde birlikte yaşadıkları güzel bir evleri var bu çiftin. Amerika'dan birlikte Israel'e dönmüşler. Ve onlar yıllardır son derece mutlu ve uyumlu bir hayat paylaşıyorlar birlikte.

İlk görüşmelerinden sonra bir daha hiç ayrılmamışlar ...

Bazen insan ilk görüşte karşısındaki kişinin kendisi için yaratılmış olduğunu hisseder..

Bu çok özel bir duygudur. Her zaman doğru olmasa da!

Bugün yaşlı olan bu eski kibutzlu doktor adam , on yedi yaşında gazetede resmini gördüğü genç kızın onun ruh ikizi olduğunu hissetmiş ve yanılmamış..

Sanırım bu da bir şans.. Bir kez tanıdıktan yıllar sonra sevdiğiniz kişiyi yeniden bulmak ve bir daha ayrılmamak..



Batya R. GALANTI






26 Ekim 2020 Pazartesi








                                                           ABD Seçimleri ve Trump!


ABD'de 3 Kasım'da seçimler olacak. Tüm dünya gözlerini o yöne dikmiş, nefesini tutmuş bekliyor...

Joe Biden  ya da Donald Trump, acaba hangisi galip seçilecek diye!

Peki bize ne?  Neden her gün, haberlerde ilk konulardan biri bu seçimler?

Biden'la Trump arasında  gerçekleşen son tartışmanın galibi kim, sorusnun cevabı neden bizi bu kadar ilgilendiriyor?

Konu dünya'nın süper gücünün kimi lider olarak seçeceği mevzubahis olunca ellerinden gelse Amerikalı olmayanlar bile oy verecekler.

Dünya politikasına en büyük etkiyi yapan ülkeyi kimin yöneteceği sadece Amerika'yı ilgilendirmiyor..

Mesela Israel'de seçim olduğunda,  bu seçim  en çok Israellileri ilgilendirir.. Sonra Filistinilileri  ve tabi yanımızdaki komşularımızı, ve çevremizde iyi ya da kötü ilişkiler içinde olduğumuz diğer kimi ülkeleri ve grupları ilgilendirir,

Konu Amerika olunca, olay bambaşka..

Sınıf Başkanını seçmek gibi bir şey bu..

Dünya Ekonomisini ve siyasetini en çok etkileyen güç olunca durum gerçekten farklı..

Sahip olduğu geniş topraklarla  dünyanın en büyük ülkelerinden birinden. en kalabalık, en zengin doğal kaynaklarına sahip topraklarından bir tanesine sahip olan, dünyanın bir numaralı askeri gücünden bahsediyoruz..  1800'lerden bugüne her zaman büyüyerek güçlenen, dünyanın her köşesinde bulundurduğu ordusuyla, denizde , karada ve havadaki üstünlüğüyle, dili, ekonomik ve kültürel etkisiyle dört kıtaya tesir eden bir ülke ABD.

Bu yüzden Amerika'da seçilecek liderin alacağı kararlar sadece Amerikalıları değil, Israellileri, Arapları, Hintlileri, Rusları ,  Japonları ve diğerlerini de ilgilendiriyor.

Gelecek dört yılda kararları hangi şahsın vereceğini merak etmemek mümkün mü?

Hele ABD tarihinin en farklı Başkanı olan Trump'ın liderliğinde geçen dört yılın sonunda, yola bir dört yıl daha kiminle devam edeceğimiz bir hayli merak uyandırıyor..

Büyük umutlarla , farklı bir Amerika yaratmak için ; "Yes we can!" sloganıyla göreve gelip, en çok ta Afro-Amerikalıları hayal kırıklığına uğratıp sonunda görevini Trump' a bıraktığında bir çokları yeterince şaşırmıştı.. Yine bir Demokrat olan Hillary'nin Obama'nın bıraktığı yoldan devam edeceğine inandırılmış olan milyonlar bu kez karşılarında, dediğim dedik, kendi sözünden çıkmayan, biraz despot  ve kimseyi dinlemeyen bir reality-show starını, Amerika'nın ve dünyanın en zenginlerinden biri olan Donal Trump'ı buldular.

Bugüne dek sanırım düşündüğümüzün dışında bir Amerikan Başkanı örneği olurken, tüm antipatisine ve yanlışlarına rağmen yine de  2020'nin  başına dek tekrardan seçilme şansı olduğu gözüyle bakılırken, şu son günlerde seçimleri kaybetmesi neredeyse kesin gibi görülüyor..

Amerikan tarihinin gelmiş geçmiş en ben merkezci, en ağzına geleni konuşan , en çok pot kıran başkanı sanırım Trump'tır..

Aslında , şu son yıl pandemi'nin başlamasından evveline dek geçen üç senede işsizliği son 50 senenin en düşük seviyelerine indirdiği söyleniyordu.. Amerikan Ekonomisinde önemli olumlu gelişmeler yaşanıyor deniyordu pandemiye dek!! Kimilerine göre bu Obama zamanındaki politikaların kimi sonuçlarıydı..


Fakat Pandemi'ye 200.000 'den fazla kurban veren Amerikalılar Trump'ın bu konudaki aymazlığını, rahatlığını , boş verci politikalarını affetmeyecekler deniyor

George Flloyd'un ölümünden beri ayaklanan Afro-Amerikalılara yeterince destek vermeyen Trump'ın , birleştirici olmaktan çok ayrıştırıcı konuşmalarıysa insanları gittikçe bölünmeye iterken, yine tarihinde hiç görülmediği kadar düşmanlık ve husumet içine girmiş bir toplum yarattı da deniyor Trump.. Kendisiyse bu suçlamaları kesinlikle reddederken, Amerika'da kimsenin yapmadığı kadar zencilere  imkanlar yarattığını iddia etmiş .

Sağlık sisteminde yaşananlarsa artık Amerikalıları iyice bezdirmiş gibi. Obama zamanında ortaya atılan  devrimi kendi düşündüğü şekilde, tamamlamayı hedeflerken, ABD'de hala basit bir Amerikalı vatandaşın, devlet tarafından karşılanan doğru dürüst bir sağlık sigortası yok.

Sanırım  Trump'ın  Israel ve Ortadoğu'da yaşayan bir kısım halklar için çok büyük bir değişim, bölgesel bir devrim  getirdiği gerçeği ise ABD'deki Evangelistleri ve bu bölgede yaşayan yahudilerlerle  birlikte,  Körfez ülkeleri, kimi Kuzey Afrika ülkelerindeki Arapları bağlıyor sadece.. (Filistinlilerse şu anlık büyük bir hayal kırıklığı ve sırtlarından vurulmuşluk yaşadıklarını söylüyorlar )

Dünya'nın geri kalanının genelde Trump'a ve o çok bilmiş havasiyla aldığı kararlara olumlu gözlerle baktıklarını sanmıyorum..

Uluslararası platform'da saygı uyandırmayan bu Lider'in Paris Çevre Antlaşmasından ayrılması, İran'la yapılan Nükleer Antlaşmayı yine terk etmesi ABD 'nin Avrupa'yla kimi yerde yollarını ayırdı..

Ortadoğu'dan askeri gücünü çekmesiyle de kimi müteffiklerine sırtını dönmesi de unutulmadı..

Tüm olumsuzluklarına rağmen, tutucuların, evangelistlerin sonunda kadar desteklediği Trump'ın , Hillary ile olduğu gibi yeniden bir süprizle  bir dört yıl daha Başkan seçilip seçilmeyeceğini yaşayıp göreceğiz..

Umarım bu seçimlerden çıkacak sonuçlar öncelikle  insanlık için olumlu şeyler getirsin.




Batya R. GALANTI 

23 Ekim 2020 Cuma

       Düşünce özgürlüğü 



Saint-Benoit Lisesi'nin son sınıfı'nda okuduğum sene sınıfta her tipten her kafadan öğrenciler vardı. Kızlı erkekli olarak, aynı sıraları ilk kez  paylaştığımız bir sene olduğu için ders içinde çoğu zaman öğrenim havasının ötesinde daha çok bir kahvehane atmosferi, daha bir disiplinsizlik hissiyle yaşanan ilginç bir durum söz konusuydu sınıfta. Bir çoğu arka taraflara yığılmış gençler dersi dinlemekten çok kendi havalarında vakit geçirir gibiydiler .

En önlerde ise  uzun boylu, gözlüklü , zayıf bir çocuk otururdu.. Diğerlerinden biraz daha farklı olanlar arasındaydı bu çocuk.. O yüzden de arkada değil önde oturmayı tercih edenlerdendi sanırım. 

Biraz dağınıkça halleri olan bu gencin önünde çoğu zaman bir  defteri bile varmıydı yokmuydu emin değilim ama sınıfın arkasındaki kızlı erkekli gruptan yine de daha fazla ders dinlediği kesindi.. Zaman zaman felsefe hocamızı kapıda tutup bir sürü soru sorduğunu görürdüm. 

İşte günlerden bir gün, rahip olan felsefe hocamız sınıfa girdiği anlarda bu çocuk gayet sakin sınıfın en arka yerindeki portmantoların önünde durup kollarını, çarmıha gerilmiş  İsa gibi açarak; " Jesus Christ !  diye sesli sesli tiyatro yapmaya başlamıştı birden..ve tabii kendince o anda dalga geçiyordu..Aslında bunu o öğretmenin gözü önünde yapması hocadan çekinmeyecek kadar aralarında bir dialog olduğunu gösteriyor da olabilirdi.  Katolik bir rahip olan hocamıza karşı büyük bir saygısızlık yaptığını düşünürken ben,  bir yandan portmantoya kendini askılara asan çocuğun o yana düşmüş kafasıyla ,  komik duruşuna  gülüyordum fakat bir diğer taraftan da ;" Aman Tanrım bu ne yapıyor öyle?! "  demek arası bir çelişki içindeydim.. Ancak derse o an giren öğretmen hiç istifini bile bozmamıştı. Çocuktan tarafa bakmamayı tercih eden hoca masanın üzerindeki yoklama defteriyle ilgilenmeye başlamıştı bile.. Bu umursamaz hali belki öğrencisinin çocuksu tarafını tanıdığı içindi..belki de yılların olgunluğuydu bu Herşeyden önce karşısındaki insanın kendisi için en kutsal değerine gülmesinin  sadece onu bağlıyan bir şey olduğunu bilecek kadar anlayışlı ve akkılıydı mutlaka.. O çocuk İsa ile dalga geçti diye İsa küçülmemiş, İsa'nın kutsallığı olgusu değişmemişti.. sadece çocuğun biri şaklabanlığı ile kalmıştı!!

Hepimizin kendimizce değerlerimiz vardır. Özellikle inanç insanların genelde çok hassasiyet gösterdiği bir konudur. Dini inancı tam olan insanlar,  ateistlerin ya da farklı düşünen, farklı dinlerden kişilerin eleştirilerine başka konulardan daha çok hassasiyet gösterirler.  Çünkü çoğu zaman din ve Tanrı insanları diğer konulardan daha büyük bir duygusal ve manevi  yükümlülük altında hissettirir. 

Tanrı'ya olan inançları bir çok kez insanları manen adeta bir  ölüm kalım meselesi kadar bağlar. Eğer kendi  Tanrı'ma karşı gelirsem cehenneme giderim diye bir tehdit bile vardır . Ya da kendi gibi düşünmeyene karşı korkunç bir hata yaptıkları duygusunu yaşar insanlar..  Eğer Musa'ya değil de İsa'ya ya da Muhammed'e ya da bir başka şeye inanırsan ya da tersi , işlediğiniz suç korkunçtur.. Her kişi kendi inancına göre kendini tamamen bağımlı hisseder..ve din böylece insanların çoğu zaman tolerans göstermekte zorlandıkları bir konu olur çıkar...

Her insan, her din adamı, dini inancına karşı gösterilen provokatif bir harekete o felsefe hocamız kadar tolerans göstermeyebilir.. Keşke gösterebilseler. Keşke insanlar inançları ışığında biraz daha mantık ve anlayışla hareket etmeği de öğrenseler..



                                                                                     Moşe Rabenu (Hz. Musa) ile ilgili bir karikatür


Ailemde reformist yahudiliğe yaklaşan insanlar var.. Geçen sene reformist bir sinagogta kutladığımız bir Bar Mitzva töreninde hep birlikte gitar eşliğinde söylediğimiz Tora şarkıları ve dinlediğimiz kimi küçük anlatılarla geçirdiğimiz bir iki saatlik törende" kadınlarla, erkeklerin yan yana"  oturabildiği bir ortamda birlikte dua etmenin güzelliği, reformun bir anlamda mümkün olduğu  Israel'de,  ultra ortodoks yahudilerin yanında gelişen, büyüyen farklı sesler bana daha bir ümit veriyor..

Günümüze daha uygun şartlar sunan bir inançla da  , bir anlayışla da aynı  Tanrı'ya sevgiyle, hep birlikte ulaşmak mümkün....

...............................

Geçen gün Paris'in kuzey batısındaki  bir banliyö'de sokakta başı kesilmiş cesedi görenler dehşete düştüler. Cesedin yakınlarında elinde bıçakla duran 18 yaşındaki Çeçen genç etrafa bıçakla saldırma teşebbüsü gösterirken olay yerindeki polisler teröristi vurdular..

Öldürülen genç adamın adı Samuel Paty imiş. 47 yaşında bir tarih hocası.

Ve tek suçu talebelerine düşünce özgürlüğü üzerine verdiği derste , Muhammed'in çizili resimlerini göstermek..

Arada,  bundan bir iki hafta önce, haftalık,  satirik bir dergi olan , ve tüm dinleri sonuna kadar eleştirmesiyle tanınan ve yayınladığı karikatürleri  yüzünden 2015'te uğradığı saldırıda 12 karikatüristini  İslamcı teröristlerin kurşunlarıyla kaybetmiş olan Charlie Hebdo'nun eski bürosunun bulunduğu yerde yeniden bir saldırı olmuştu..Bu son saldırıda 2 kişi ağır yaralanmıştı..

Sanırım Charlie Hebdo'ya karşı yapılan bu son saldırı sonrasında Sanuel Paty dersinde öğrencilerine demokrasinin temelleri üzerine yeniden konuşmak istemişti... Demokrasi ve fikir özgürlüğü üzerine! !!

İnsanların düşündüklerini söylemekten korkmamaları gerektiğini düşünüyordu Samuel Paty. Çünkü kendisi bu şekilde yetiştirilmişti.

       

                                                  Samuel Taty'nin öldürülüşüne tepkiyle biraraya gelen Fransızlar

Dersinden evvel Müslüman öğrencilerin belki gururlarının rencide olacağını düşünerek sınıftan çıkmalarını istemesi doğrumuydu onu bilmiyorum..

47 yaşındaki öğretmen derste Muhammed'in çıplak karikatürlerini göstermiş.

Bu olayın arkasından dersten çıkarılan  Müslüman öğrencilerin anne babaları ayaklanmışlar. Olay müdüre gitmiş ve öğretmenin okuldan atılmasını talep etmişler..

Okul Müdürü velileri ne kadar yatıştırmaya çalışmışsa başaramamış.

Sonuçta Samuel Paty'yi polise şikayet eden bir veli, bununla kalmamış, öğretmeni Facebook hesabından deşifre ederek, insanları eyleme çağırmış..

Zaten aynı velinin kız kardeşi de Daeş saflarında savaşa gitmiş bir radikal islamistmiş..

Müslümanlık  bir şeriat dinidir. Müslümanlıkta dine karşı bir şey söylerseniz cezası büyüktür.

Bazı inanç sistemleriyle  demokrasi birlikte yürüyemez..

Bir insan hem radikal bir müslüman hem de demokrat olamaz..

Fransa'da polisin radikal islamcı olarak takip altında tuttuğu en az 8.000 kişi varmış.

(Bunlar bildikleri!! ) 

Tüm bu radikaller sürüsünü Fransa'dan bugün sınır dışı etmek için hala neyi bekliyorlar acaba??

 


Batya R. GALANTI 

21 Ekim 2020 Çarşamba

 



                                                   Çok eski bir dosta veda!


Annem dün sabah beni aradığında telefon'da ağlıyordu .. Birlikte büyüdüğü en iyi arkadaşlarından birini kaybetti dün..

Bense geçen gece haberi aldığımda onu hemen aramak istememiştim..

Sabah beni erken saatte kendisi aradı..

Sara öldü!! derken sesi kırıktı..

Ağbisinin vefaatında bile onu daha hazır görmüştüm bir yokluğu kabullenmeye..

Zaten bu son aylar herşeyi biraz değiştirdi.  

Arkadaşlarıyla buluşmaya, çıkmaya, haftada bir , bazen iki akşam bizi ziyaret etmeye alışkın olan annem aylardır evimize adım atmıyor.. Arkadaşlarıyla buluşmayı özledi..

Kız kardeşiyle günde bir kez birlikte yaptıkları yürüyüşün dışında , elinde başka bir şey kalmadı..

Bugünlerde hep üzgün gibi...ilk kez!!

Şimdi de arkadaşını kaybetti..

Sen cenaze'ye gidecekmisin ? diye sordu bana!

Tabii dedim..

Ama , corona günlerinde herşey bambaşka..

Kuzinim, cenazeye yirmi kişiden fazla insanın katılamama  kısıtlaması yüzünden Sara'nın son yolculuğuna iştirak edip etmeme seçimini bize bıraktı.

Ben,  geleceğiz , gerekirse uzak dururuz dedim..

Son dört yılını tamamen annesine adayan, orta yaşa gelen kuzinimin yanına gittiğimde, onu ilk kez bu kadar üzgün ve çökmüş gördüğümü düşündüm.. ( Toparlanacağını biliyorum )

Kendine her zaman iyi bakan, her zaman hayata olumlu yaklaşan bu insan ilk kez bu kadar bitkin görünüyordu.

Sonuçta cenazeye fazla katılan insan olmadı..bense dayanamadım, ona uzak duramadım..yanlızlığına, acısına karşıdan bakamadım.. yaklaştım ve ona sarıldım..

Birisinin sıcaklığına öyle ihtiyacı vardı ki ..

" Seni seviyorum  "  dedim Luna'ya..

O benim aslında ikinci kuzinim..

Ama birinciden daha yakın oldu bana..

Annemin en yakın arkadaşı Sara babamın kuzeniyle evliydi..

Annem ve en iyi arkadaşı , iki kuzenle hayatlarını birleştirmişlerdi..

Sara hep anlatırdı..

Ben aslında babanı istiyordum diye gülerdi!!

" Peki ne oldu?'

Babanı bana Violette ( halam ) tanıştırmıştı..

Senin baban o zaman çok yakışıklıydı .. ve ben önce onu beğeniyordum, o yüzden de anneni ona tanıştırmak istemiyordum, çünkü biliyordum ki her gören onu isterdi!!

Sarayla annem o kadar yakındılar ki aralarında gizli saklı yoktu..

Gerçekten de öyle olmuş.. Babam annemi görünce yedi sene peşini bırakmamış..

Çikolata kutularını ne yapacağımı bilemezdim der ...annem

"Ben çikolata sevmezdim, babansa devamlı getirirdi!"

Annem istemedikçe babam daha çok koşmuş peşinden..

Sara ise babamın en yakın dostu olan kuzeni ile evlenmiş sonunda..

Ve onlar evliliklerinin ilk yıllarında Israel'e göç etmişler..

Sara yıllarca terzlik yapmış.. Hem de Haute-Couture!

Annemse genç kızlığında onun modeliymiş derdi hep..

Dün son yolculuğunda, o simsiyah kumaşa sarılı bedenine son kez baktığımda, ne kadar da küçük duruyordu..

Ona veda etmeye gelen torunlarıysa kocaman erkeklere, genç bayanlara dönüşüvermişler..

Evine ilk geldiğimde salonundaki duvarda kocaman bir çerçevenin içinde bir sürü fotoğraf vardı..

Purim kıyafetleriyle, yuva'daki sıralarda  gülümseyen minicik torunlarının resimleri  baş köşedeydiler.

Onlar için o zaman ne kadar da koşmuştu Sara..

Hepsi kocaman insanlar bugün.. Yaşlı safta'larının ölümünü soğukkanlılıkla karşılamış gibiler..

Hayat bu işte..

Ne kadar uzun yaşadığınız farketmiyor..

Bir göz kırpışı kadar kısa geçen ömrünüze neler sığdırdığınız önemli..

Ve arkanızda neler bıraktığınız..




Batya R. GALANTI




20 Ekim 2020 Salı

                                         

                                 Israel deyince aklınıza ne gelir?



Geçmişten bugüne savaş haberleri ve filistin sorunuyla dünya televizyonlarında gündemini koruyan  ülkedir Israel..

Basit bir dünya vatandaşının gözünde  savaştan başka hiç bir önemli olaya imzası yokmuşçasına bir duygu uyandırır bu Yahudi ülkesi .

Savaşların, intifadaların, ayaklanmaların, füzelerin, mücadelelerin , ateşin, kan ve barutun , hırçınlığın ve kötülüğün ve haksızlıkların ülkesi İsrael..

Dünyanın  nefret odağı  Israel.

Israelliyim demeye çekinesiniz gelecek şekilde ön yargılarla karşılaşacağınızı bildiğiniz bir ülke ismine çevrilmiş olan Israel....

Bir yandan kötülükler, diğer yanda bilinmeyen, karanlıkta kalan  bir yüz Israel..

Bir şey bildiklerinden  değil bunlar.

Bildikleri herşey kısmen..

Bölük pörçük..yalan yanlış..


Dünyalılar için varsa yoksa, Israel dediklerinde Filistin konusundan başka şey yok bilinçlerinde ..

Israel'in yerini haritada zor bulacak milyonlara Israel hakkında bildiklerini sorsanız verebilecekleri cevapları genelde çok sığ kalır..


Örneğin, çoğu insan  Ortadoğunun ortasında teknoloji ve bilim ürettiğini pek bilmez .

Kim anlatmış ki onlar bilsinler?

Avrupalılara, Amerikalılara  sorarsanız, çoğunluk  develerin üzerinde seyahat edilen bir çöl ülkesidir derler. Bir Ortadoğu klasiği olarak bilirler Israel'i.. ( gerçekten de taşıdığı kimi Ortadoğu özelliklerine rağmen Israel çok büyük farklılıklar bütünüdür..yakından tanımak gerekir)

Yazık ki Filistin konusu da hep tek taraflı bir görüş açısıyla anlatılmıştır insanlara.

Savaşın olduğu yerde yüzde yüz haklı taraf bulmak tabi ki mümkün değil ancak  Israel burada " yüzde yüz "  haksız ve "şeytansı"  bir ifadeyle şekillenen taraf olarak tanıtılmaya devam edilmektedir..

İnsanlar genelde savaşın tek yüzü olmadığını bilmiyorlar..

Böylece, ( bir çeşit düşmanlık gibi ) hiç bir yerde tam olarak Israel'i tanıtıcı, tarafsız programlar ya yoktur ya da çok sınırlıdır nedense.. ( Buna Avrupa dahil!! )

Anlatılacak hiç bir şey yokmuş gibi sanki!!

Halbuki bu ne kadar yanlış!

Geçen yıl bir toplantıda sohbet ettiğim İngiliz bir bayan, " Tel Aviv'de insanlar aynen bizim gibi giyiniyorlar.. burası çok modern bir şehirmiş meğer..hiç böyle beklemiyordum şaşırdım !" demişti..

Şu hale bakın ne durumlardayız??  Acaba nasıl giyinildiğini düşünüyordu Israel'de? Galabiyalarla mı geziyoruz zannetmişti?

Aslında insanların, bilgisizliği, cehaleti ve ön yargıları affedilir şeylerdir çünkü çoğu zaman kötü niyetli değildir bu tip çıkışlar. Kendisine, Israel'de yaşayan insanların çoğunluğu normal sayılır, belki  Jerusalem'e gittiğinde biraz farklı olacak ancak o kadarı da olur ... diyerek gülmüştüm..

O da Jerusalem'i ziyaret etmekten çekindiğini, korktuğunu söylemişti.. Rehberle, özel bir turla gidildikten sonra korkulacak bir şeyin genelde pek olmadığını ve Israel'in tarihi, kültürel, ve farklı yönlerini ve dini çeşitliliğini tanımak ve anlamak için Jerusalem'i mutlaka görmesi gerektiğini anlatmaya çalışmıştım..


Israel Avrupa basınında hep Filistin probleminin gölgesi altında yansıtılıyor.

Israel ekonomisi, kültürel özellikleri, yemeği, müziği, ilim ve bilimdeki yeri ve hastaneleri hakkında kaç program yayınlanır dünya'da? , Hele işin içine kimi politik yorumlar ve yargılar sokulmadan??!

Örneğin İngiltere'de sokaktaki insana sorsam ;  "Silicon Wadi" ismini duymuşlar mı ? diye . herhalde bir çok insan;  O nedir ?  der

Amerika'nın California Eyaleti'nde  High-Tech'in  yani yüksek teknolojinin sembolü olmuş olan Silicon Valley'i bilirler sanırım.... İşte, aynı isimden etkilenerek; " Israel'in Akdeniz kıyısının orta yerinde , ekonominin öncüsü uluslararası şirketlerin bulunduğu, dünya'da teknoloji üretiminde öncü merkezlerden birine verilmiş isimdir; Silicon Wadi!!  Silicon Valley'den sonra bilgisayar teknolojisinde dünyaya getirdiği yeniliklere imzasını atan milyarlarca dolarlık şirketlerin yeridir burası..

Amerika'da 2009' da çıkan , "Start-up Nation " adli kitapta Dan Senor ve Saul Singer, 60 yıl içinde Israel'in gösterdiği ekonomik mucizeyi anlatır..

2009 yılı başında , NASDAQ (American Stock Exchange at Öne Liberty Plaza in New York City ) listesine, 63 şirketle girmeyi başaran  tek yabancı ülke olduğunu anlatır , " Start-Up Nation!

Israel Sulama sistemi , Netafim ise dünyaya sattığı geliştirilımış sulama sistemleriyle, Israel'in en bilinmiş  teknoloji örneklerinden  biridir..


Bunlar sadece  iki genel örnektir..

Bu konu kesinlikle uzun bir yazıyı kapsayacak kadar çok fazla detaylar içerir..

Ancak yine de , Arap-Israel kavgası bir tarafa bırakılamadan, Israel hakkında bir şeyleri tanımak, tanıtmak mümkün görünmüyor.

Ekonomide ve bilim'de aştığı mesafeler.. Uluslararası alanda değer taşıyan başarılara atılan imzaların çoğunluk tarafından bilinmemesi, tanınması bizim açımızdan üzücüdür.

Günlük hayatlarında kullandıkları bir çok şeyin Israel ürünü olduğunu bilmeyen milyarlar  hala bizleri çöl bedevileri zannediyorlar..

Yaşadığı bölge'de tek olan demokrasisini , ülkesinde yaşayan iki milyon Arap vatandaşına bölgedeki tüm arap ülkelerinde bulunmayan haklarını veren tek yer olduğunu...

Kardiyoloji , nöroloji, oftalmoloji ve ortopedi de dünya öncülerinden olduğunu da bilmiyorlar..

Her felakette, karşısında hangi ülke olursa olsun yardıma koşmaya hazır bir ülke olduğundan ...

Kendisiyle çatışma halinde olan kimi Arap yöneticilere dahi yeri geldiğinde uzanan yardım elinden de genelde dünya vatandaşının  haberi yoktur ..

Onların tabi ki suçu yok. Suç medyada, suç politik figürlerde ve bilinçli propagandanın başrol oyuncularında.

Afrika'da, Haiti'de Türkiye'de ve her yerde meydana gelen doğal felaketlerde Israel  ilk yardıma koşan ülkelerin başındadır her zaman.

Geçtiğimiz hafta,  Batı Şeria'da , Filistin Ulusal Yönetimi başkanı Abu Mazen'in baş danışmanlarından ve  Filistin halkının Avrupa'daki sözcülerinden olan Saeb Erekat  yakalandığı Covid-19 yüzünden durumu ağırlaşınca , yaşadığı Yeriho şehrinden ambulansla Israel'de, Yeruşalayim'deki Hadassah Hastanesine kaldırıldı.

Geçmişte geçirdiği kalp krizi ve akciğer transplantasyonu yüzünden pandemi'de büyük risk grubu içinde olan Erekat yakalandığı Corona'dan kısa sürede durumu ağırlaşınca Ürdün ya da çevredeki başka ülkelerde değil Israel'deki Hadassah hastanesinde tedavi görmek istedi.

Şu an durumunun son derece kritik olduğu söyleniyor. (Umarım kurtulur) 

Dilerim yüz yılın barışı olarak başlayan bugünkü yeni süreçte Filistin Yönetiminin şu anki karşı çıkmalarına rağmen sonunda bir şekilde antlaşmaya varılır..

Umarım sonunda adil bir barış bu bölgeyi hiç olmadığı kadar değiştirir .. Umarım bir gün gerçekten  bu bölgenin sadece ekonomik gelişiminden , biliminden ve güzelliklerinden  bahsedecekleri günler de gelir ..




Batya R. GALANTI

Italya'da bir restoran

  Musterilerin Israelli olduklarini ogrendigi an Siyonistlerin restoraninda yerleri olmadigini soyleyip onlari asagilayarak antisemit soylem...